Twitter

27 Aralık 2008 Cumartesi

23 Aralık 2008 Salı

22 Aralık 2008 Pazartesi

yalnızlık

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Ne tuhaf, vaktim olmazdı
yalnızlığı bunca bilirken
kendimi hiç yalnız sanmazdım
çevremde hep birileri vardı,
ben hep birilerinin yanındaydım
günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
elde olmayan nedenle
sudaki halkalar gibi genişleyen
küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
birbirimizi çok sevdik hep
yıllarla azala azala

şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem,
yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime
eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım,
şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara
telefonun başına geçiyorum
alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası
gün ölüyor meşgul numaralarla
şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem,
şimdi ne kadar yalnız...
yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız.

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
her zaman yalnızdım, bunu biliyorum
büyücü ellerimin kara sanatı yazı
en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu
bağışlamasız sanarken kendimi
en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını
tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini
denenmemiş başlangıçları göze aldım,
hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı
mutfağı beklemek hep bana kaldı
bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp
her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata
hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim
odalarınıza, ruhlarınıza
buraya

eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim.
Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana,
yalnızca, Merhaba, deseniz,
o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz,
bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size
sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun
sanki beni yeniden sevdiniz
ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda,
yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de
isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna
ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki
bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım
o yıkanmış zamanlara...

yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler
her zaman yalnızdım
kitaplar kadar yalnız
yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım
herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına

her zaman yalnızdım
yanardağlar kadar yalnız
ey kafiye sevenler,
şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

nankörlük etmeyeyim gene de,
yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız

evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı
gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni
yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde
yalnızlık için çalar telefonlar kapılar
İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok
iş var
M.M.

15 Aralık 2008 Pazartesi

5 Aralık 2008 Cuma

gidiyorum buralardan

evet sonunda ben de gidenler tayfasına katılıyorum
gidiyorum burdan
acı hatıraların olduğu izmitten
çokça sıkıldığım okuldan
beni bunaltan hayatımdan
bir türlü anlayamadığım kendimden
çok uzaklara gidiyorum
kaçıyorum
kendimle birlikte
bu kadarmış
buraya kadarmış

''başa geldi olmaz işler
yokluğunda öldü gönlüm''

şimdilik hoşçakal...

29 Kasım 2008 Cumartesi

25 Kasım 2008 Salı

sevmek zamani



SEVDİM SENİ

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni

Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni

ŞEYH GALİP

mekanlar ve anılar

reh@vet beni mimlemiş,bulunmaktan keyif aldığım on mekanı resimlerle anlatmamı istemiş..şuan ki ruh halimle sevdiklerim bunlar.bakalım nasıl olacak..

P.S.: sıralaması böyle değildir...


en çok eylül ve nisan aylarında seviyorum adalara gitmeyi..bütün gün bisiklete binip akşamında yorgunluktan öylece sızmayı seviyorum ben..







karting pistlerini seviyorum ben..yarışmayı da seviyorum..hatta bayanlar karting turnuvası birinciliğim bilem var..








Neresi ve ne zaman olduğu hiç önemli değil uykum geldiğinde sünger bobla birlikte uyumaktan büyük zevk alıyorum










deniz olmadan yaşayamam ben..böyle uçsuz bucaksız olacak ama..hafif de rüzgar esecek ılık ılık..uzansam bir şezlonga günbatımında...fonda dalgaların hoş sesi..baksam uzaklara dalsam maziye şöyle bir..





istanbul'a gidip de şöyle kız kulesine karşı çay içmeden hiç olmaz..hele çayın yanında, şeker niyetine katılacak, gönlü güzel dostlarla hoş muhabbetler de olursa ne ala..değmeyin keyfime..






Rize-Çamlıhemşin-Ayder Yaylası : orası anlatılmaz yaşanır...
ben köyümü özledim....









Pembe Köşk :İzmit merkezde şehrin kalabalığından uzakta tam 200 yaşında harika bir yer..özel toplantılar için ideal bir mekan..körfez manzarası da cabası..







Sapanca gölüne sıfır yemyeşil bir mekan..Kıyı Kafe..orada bulunmaktan zevk alıyorum..içim huzurla doluyor adeta..








bütün bu karışıklığına rağmen,bu aralar hiç yanına uğramasam da,burda ders çalışmayı seviyorum ben..









günün büyük bir kısmını bu masa başında geçiriyorum diyebilirim..
artık sevdiğimden mi yapacak başka birşey bulamadığımdan mı bilmiyorum :)





evet bunlar benim bulunmaktan ve yapmaktan zevk aldığım on şey..bakalım sizinkiler nelermiş sevgili solargünlüg , yollarbitmez , lao
kolay gelsin...

24 Kasım 2008 Pazartesi

GECE YOLCUSU

Bir yel esti usul usul
Ayva güldü nar ağladı
Ömrüm durdu ömrüm sustu
Sanki gece geliyordu
Gece geldi yıldız oldu
Bahar oldu çiçek oldu
Dediler ki gül ey insan
Gecenin yolcusu geldi
Hoş geldin yazık ömrüme
Gözlerimdeki yaşlara
Sensiz geçen boşa geçmiş
Hoş geldin gülüm ömrüme
Sonrası güzdü yağmurdu
Soluksuz bir hıçkırıktı
Paramparça ağlamaktı
Güpegündüz kör olmaktı
Ne olursun anla artık
Gitsem ayrılık kalsam çöl
Yum gözümü çürüyor her şey
Bir sen varsın kal benimle
Sen gidersen ne kalır ki
Ömrüm susuz bağlarında
Sen giderken dayanamam
Ne olursun kal benimle

18 Kasım 2008 Salı

çalışan anneler ve babalar

yurda dönüş yolunda otobüste yanıma 3-4 yaşlarında çok güzel bir kız çocuğu ile annesi oturdu. kız annesine bir yerlere götürmesi konusunda ısrar ediyordu,istemeden de olsa dinledim ve üzüldüm
annesi biz çalışıyoruz büyükannenle gidersin dediği vakit kız çığlıkla ' ben büyükannemi hiç sevmiyorum' diye bağırdı sonra 'neden sizle gidemiyorum neden çalışıyorsunuz' diye isyan etti annesine,'başkalarının annesi babası hep çocuklarıyla birlikte biryerlere gidiyor biz neden gidemiyoruz onlar da çalışıyor ama' diye devam etti..annesi sakinleştirmekte baya zorlandı..anne 'büyükannen sana çok iyi bakıyor ama' biraz da üzgün devam etti 'diğerleri daha az çalışıyordur ondan gidiyorlardır' dedi..kız bu sefer de 'sen de az çalış o zaman' diye tekrar kükredi...

devamını dinlemedim ama hala öğrenci olmama bekar olmama rağmen hep bu korkuyu duyuyorum..bizim gibi olanlar bir şekilde bir süre yoğun çalışmak zorunda ve o en güzel zamanları ben çocuğumla geçirmek istiyorum..annesinden nefret eden bir çocuk büyütmek istemiyorum..
sanırım artık çok mu geç ne; okulun bitmesine 6 ay kaldı seneye bu zamanlarda çoktan devletin beni atadığı yerde çalışmaya bile başlamış olacam..
kız çocukları çalışmak zorunda kalmasın ya, hep ev kızı ev hanımı olarak kalalım :)

17 Kasım 2008 Pazartesi

dünya dönüyor

Sen ne dersen de, sen ne dersen de
Dünya dönüyor dönecek
Hayat sensiz de sürecek
Bitecek acilar bu günler gececek
Sen ne dersen de

Yalan degil yalan degil
Seni sevdigim yalan degil
Kahroldugum yalan degil
Duyarsan birgun baska sevgili buldugumu
Yalan degil, yalan degil

Artik kizmiyorum kadrerime birakti beni kendime
Bahtin acik olsun yolun acik olsun birak beni halime

Dünya dönüyor dönecek
Hayat sensiz de sürecek
Bitecek acilar bu günler geçecek
Sen ne dersen de, sen ne dersen de

Unutacagim unutacagim gözlerinin rengini
Aci veren sevgini
Karar verdim artik senin herseyini
Unutacagim

Kader degil kader degil
Içimdeki duygular
Kaybettigim umutlar
Zalimce imzalanan o aci hatiralar
Kader degil

Artik kizmiyorum kadrerime birakti beni kendime
Bahtin acik olsun yolun acik olsun birak beni halime

Dünya dönüyor dönecek
Hayat sensiz de sürecek
Bitecek acilar bu günler geçecek
Sen ne dersen de, sen ne dersen de



kalbimde ve ruhumda detoks uygulaması başladı...

ne denilir ki başka

Söylenecek tüm sözler bitti..Kötüyüm demek halimi anlatmaya yetmiyor..
Allah'ım kendimden korkuyorum sen aklıma mukayet ol..Al artık canımı..

16 Kasım 2008 Pazar

yokum ben,hiç olmadım zaten


kendimi hiç iyi hissetmiyorum,acayip şekilde kendimden bile kaçasım var.
yavaş yavaş kaybolmak istiyorum,önce adımı unutsun herkes.sesim kaybolsun,yüzüm görünmesin.
hiç yaşamamışım gibi..zaten hiç yaşamadım ki ben...


'' Aşk yerçekimini alt ettiğin bir düştür; alemi yukarıdan seyrederken küçük ve anlamsız görünen şeyler gözünde gittikçe büyüyorsa o artık düş değil, düşüştür! ''

sanırım bu kez yere sıkı çakıldım..

15 Kasım 2008 Cumartesi

yanılgı

paramparça dağıldım yeniden..oysa toparlanıyordum..öyle sanmışım...

Sessiz Bir Gemi Kalkar Şimdi Bu Limandan,
Sen gidersin.
Kıyılara Vurmadan Aşk,
Elveda Dersin.
Dilsiz Acılara Sığınır Aşk,
Gölgesi Yanlızlığın,Kör Karanlıkta Yaklaşır
Üstümüze,
Yarına Güz Kalır.
Önce Bir Çığlığa Düşer,
Sonradan Hatıralarıma,Baştan Başa.
Kan Kırmızı Renktedir Aşk,
Karışıverir Karanlığa gecemin..


Gülay

14 Kasım 2008 Cuma

Affettim Seni



HAYAL BANA YAKIN YAR BANA UZAK


Hayal bana yakın yar bana uzak
Sevdası başıma dolanır gitmez
Aşkına düşeli yar bana uzak
Yüz bin öğüt versen biri kar etmez
Senin aşkın beni kıldı urusvay
Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay
Kabul et kapında beni de kul say
Dost yoluna ölür aşık ar etmez
Ey beni bu derde giriftar eden
Eski muhabbeti kaldırdın neden
Gönül ister kavuşmayı ölmeden
Gül olmasa bülbül ah u zar etmez
Beni yakan yansın aşkın narına
Gönül düştü bir zalimin toruna
Bakmaz mısın bu Veysel'in zarına
Ah çeker ağlarım yar elim yetmez.

11 Kasım 2008 Salı

BİR OCAK GÜNLÜĞÜ

Sağlık ocağı günleri başladı.Hatta bugün dördüncü iş günü.Burada vakit pek de çabuk geçmiyor.Tüm gün doktor odasında dört kişi oturuyoruz.Diğerleri durmadan ders çalışıyor ( malum tus var).Çok sıkılıyorum aslında ama ders çalışmak da istemiyorum.

Aslanbey güzel bir yer.Halkı çok iyi,cana yakın.Sanırım bizi merak da ediyorlar.Her öğlen yemek yediğimiz yerde 'Siz yeni stajer doktorlar olmalısınız,hoşgeldiniz.' dediler.Alışmışlar bize.Yan yana bakkallar var burada.Sürekli hemen ocağın karşısındaki bakkala gidiyoruz ama iki dükkan yandaki amca çok sevimli.Bugün ekmek almaya gittiğimizde ' oturun çay söyleyeyim size. ' die bir süre ısrar etti.Bizi kendilerinden görüyor olmaları çok hoş.İnsan kendini burada değerli hissediyor.Oysa fakültede zavallı intörncüklerdik biz.Herkesin herşeyi söylemeye hakkı olduğunu sandığı zavallı intörncükler.Geçici de olsa değer bilinir olmak güzel.

Gelecek adına düşünmeye başladım yeniden.Okul bitiyor ne olacam derken artık diyorum ki böyle güzel bir yerde çalışma imkanım olursa uzmanlık falan düşünmem.Ama dermatolog olup güzellik merkezi açmayı sadece bayanlara hizmet etmeyi de cazip buluyorum.En azından severek yapacağım bir iş olur.Buradaki doktorlardan ( küçücük bir sağlık ocağında üç tane doktor var) M. abla iki yıl kursa gidip sertifikasını almış ve benim hayalini kurduğum işi yapıyormuş aynı zamanda.Öğrendiğim zaman işte bu ben olmalıyım dedim ve daha çok istedim gerçekleşmesini.Çok iyi birine benziyor ve sanırım bizi de sevdi.Biz de onu seviyoruz.Hasta bakmadığı zamanlarda bazen de kaçaraktan yanımıza gelip muhabbet ediyor bizle.Sanki yanımızda eğlenip tekrar işine gidiyor gibi geliyor bize :)) Biz de geleceği araları dört gözle bekliyoruz.

Hemen ocağın arkasında okul var.Çocukların sesi her daim odada yankılanıyor.Sabahları ve törenler sırasında müdür beyin garip konuşmalarını dinliyoruz.Çok komik şeyler oluyor bazen bu konuşmalar arasında.Eski günleri hatırlıyorum birden,diğerleri de hatırlıyor yadediyoruz sonra.Gülüp geçiyoruz belki ama birşey değişmememiş dedirtiyor tüm bu olanlar.Hakkaten hiçbirşey değişmiyormuş,değişen bizlermişiz.

Salı günleri pazar kuruluyor arka sokağa.Her sabah köşedeki börekçiden börek alıp kahvaltı ederdik.Zaten okulda da poğaça ya da simit yiyoruz.Bu sabah pazara dalıp sebze meyve kahvaltılık bişeyler aldık.Küçücük sağlık ocağında küçücük bir sofrada küçük bir dünya yarattık kendimize.Baya olmuş zeytin ve peynirle kahvaltı etmeyeli.Burada kurulmuş küçücük dünyaya eşlik ettik biz de.Herkes çok mutlu.Kalabalık şehir hayatından uzak küçük güzel bir köy gibi.

Bazı günler yakın mahallelere ETF (ev takip fişi)'ye gidiyoruz,sağlık ocağı ebeleriyle birlikte tabi.Hane hane gezip gerekli bilgileri kaydediyoruz.Sürekli bir sofra kuralım buyrun misafirperverliği ile karşılanıyoruz.Bana kendi köyümü hatırlatıyor ve ne kadar çok özlediğimi.Hüzünleniyorum ama içimde garip bir huzur de beliriveriyor kendi evimde hissetmemle.

Ocağa gelmeden önce korkuyordum.Birlikte olduğum insanlardan belki de kendimden yana şüphelerim vardı.Zor geçer diyordum.Beklenenin aksine güzel geçiyor ocak günleri.Bu kadar ders çalışan insanın yanında ben de başlarım yakında çalışmaya.Kimbilir belki iyi de olur. Başlamak gerek bir yerinden.Bazen düşünüyorum da... (puff kayboldu)...- :)) böyle bir fıkra vardı o geldi birden aklıma;onu da bir ara anlatırım artık ama sarışın bayanlar kızmak yok!-düşünüyorum da ders çalışmayı istiyorum,seviyorum da.Sorun başlayamamakta.Hayırlısıyla başlarım inşallah.

...

Daha yazacaklarım anlatacaklarım vardı aslında,ocakta kızlar ders çalışırken ben bunları kağıda karalamıştım;odaya M. ablanın girmesiyle yarım kalmış.Başka bi ocak günlüğüne inşallah...

2 Kasım 2008 Pazar

Najoua Belyzel - Gabriel



…İşte Ben…

Üç tane noktayım özümde, peşimde sürüklediğim üç başka tane ile birlikte…
Kimsenin görmedigi bir gökyüzüm var…
…Kimsenin aramadığı bir yoldayım işte kendimle…
…Zaman… çok çabuk geçerken, herkesin kolunda bir telde asılıyken…
…Değmez, zamanı biriktirmeye… yaşanmalıdır, saniye saniye…

(herkul.org)

29 Ekim 2008 Çarşamba

Aşk Tek Kişiliktir

tek kisilik kalabaliktir ask.
ask tek kisiliktir; ikinci bir kisiye bilet yoktur.
kendinin yayasidir askta ikinci kisi,
kendinin mayasi; herkes sevgisini sever...

ask nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kurân'a göre?
bu kitaplardaki asklar küfürler neyin rengine göre?

insandir, insan aslolan, insana göre
bir bedeni o kiyisizliga birakma saati geldiginde gitmek bir yalnizliktir.
bütün gitmeler bir yalnizliktir kalmaya göre...


sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler agir ve kirli tortusunu birakirken ömrümüze; günler, düslerimize, özlemlerimize...uzakligin sakaginda kaç namlu kimbilir yakin olmasin diye?
sonra biz buradan uçurumlara teslim olan gençligimizle!


en rezili belki parayla insan arasindaki yalnizliktir; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir ask, hiçbir kitap bu yalnizligin kurallarini bozamiyor
bu da bir yalnizliktir...


'yalnizlik bir yagmura benzer'
yagmurdan önce biz, bütün çilginliklari bir bir bölüstük, bir bir türküleri, telasli kosuslari, bir bir silahlari, tabulari, ayriliklari; çogaltip yalnizligimizi feodal tekkelerde ellerimizin üstünde bir el bile yokken bölüstük vuruslari.

sonra bir geceydi ve yalnizdik; çogalttik sususlari...
yagmura yakalandigimiz geceye çarptik; geceye olmadi.
ama biz paramparçaydik!

ve hayat gaspetti o magrur duruslari...


hâlâ daglarin üstünde, zambaklarin içinde iste su hayat; destan ve yalniz hayat!
yalnizliga halay halay ellerim;
kirilasi kirilasi ellerim!
benim ellerim, yuh ellerim, sair ellerim...
kalemimi silahiyla koruyan, kalemi de silahi da yalniz ellerim;
'yalnizlik bir yagmura benzer'
yagmurda sirilsiklam ellerim...

daha birileri biryerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce...
ama kime anlatilir ki yara, orada yara olarak yalniz.
yarayi anlatan, anlatirken; yara ise orada yara olarak yalniz!
destan ve yalnizdir hayat kirilasi ellerim!

herkes kendine göre bir yalnizliktir!



Iyi ki dogmadiniz hiç dogmayanlar ya da dogmasi olasilik kalanlar, dogarken biz de spermdeki olasilik kadardik; o olasilikla dogmak veya dogmamak üzere yalnizdik.
simdi de yasamak ve ölmek hâlâ bir olasiliktir.
hep mengenede, kaderde en çok da yasamak bir olasiliktir.


sevismek ey, yasamak bir olasiliktir!
yalnizligi sevisirken eksiltiyor, eskitiyor ve eskiyoruz...
sevistigim gece emzirdigim gecedir,
özümü katarim ona;
geceyi kanatirim gece beni kanatir.
gece insanligimiz
insanligimiz ise yalnizliktir...



giderek insanlasiyor, uygarlasiyor ve insansizlasiyoruz...
'görgü taniklarinin ifadelerine göre'
günlerin daginik yüzü ter ve keder içinde;
zanlilari her sabah o resmi geçitlerde...
iste hayatlarimiz intiharlarin ve cesaretlerin sustugu yerde;
hayatlarimiz diger hayatlarin da cesetleriyle...
hayatlarimizda kimselerin bilmedigi yalnizliklar;
ama kimseler bilse de bilmese de yalnizlik var ey bütün yalnizliklar!

Yilmaz Odabasi

27 Ekim 2008 Pazartesi

zaman


I made this widget at MyFlashFetish.com.

korkuyorum

hayat ne garip...
insan önce bulduğuna çok seviniyor hiç kaybetmeyecek,üzülmeyecekmiş gibi,buna alışıyor;sonra herşey tepetaklak oluveriyor.öyle bir yere çakılıyor ki hayat daha fazla sevinmesine izin vermiyor.sanki kıskanıyor mutlu olmasını.beni unutma diyor kendi yöntemleriyle.
acı veriyor hayat.çok acıtıyor.düşündükçe burnunun direklerini sızlatacak kadar çok acıtıyor.
toparlanamıyor insan yarım kalınca.yarım kaldım...çok özlüyorum, özlediğimi bile söyleyemiyorum.
ben gözlerinde kaybolurdum sevdiğimizi söylerken.neden diyorum şimdi? çok korkuyorum ya sevmekten vazgeçersek diye,çok korkuyorum içimizde birşeyler değişirse diye...

23 Ekim 2008 Perşembe

oldum olası kelebekleri çok sevmişimdir zaten


sevgili solar da bana yollamış
ben şimdilik bu kelebeği buraya koyuyorum
benim yollayacağım blog listesi de yakında...

özledim

ve ben seni çok özledim



18 Ekim 2008 Cumartesi

bunu çaldım

Yorma beni adam. Konuşturma beni, yorma. Yak sigaramı, otur karşıma. Yanımda nefes al, nefesimi dinle. Ama konuşturma, koşuşturma acelelerimi. İki satır dinlenelim hesapsızlığımızın döşüne uzanıp. Gardını düşür, benden ziyan gelmez ki sana. En güzel gömleğini giymesen olur, sakalın da uzasın. Alma benim beğendiğim kilimi odana. Doğum günümü de unutabilirsin. Ama yanımda nefes al. Suskunluğumun altını eşeleme endişelerinle. Tiyatro sezonu açılınca hepsine gideceğiz, söz. Adada Mürüvvet teyzenin sergisine de gideriz yetişebilirsek. Ters ters cevap vermem şakalarına. Keyfini kaçırmam ottan boktan sebep. Zaten yalan da söylemem ben. Kendimi çok görmedim sana, sen de bana çok görme kendini. Yanımda nefes al. Hepsi bu."

...

Üzgünüm. Bana kızmaktan vazgeç artık. Elime yüzüme bulaştırdığım yalan değil. Yanlış zamanlarda, yanlış yerlere gönderdiğim için seni üzgünüm. Kriz anlarında susup bir kenara çekildiğim için ya da ateşi körüklediğim için üzgünüm. Yeşil kabloyu mu, kırmızıyı mı, sarıyı mı kesmeli bilemedim. Kaç kez patladık beraber.. Parçalandık. Atomlarımıza ayrıldık. Bana kızmaktan vazgeç artık. Hiç bir işe yaramıyor.

mektup

'' Düşüncelerim senin için oluşuyor,
Ölümsüz sevgilim,
Sadece seninle kutsal oluyorum, sensiz hiçbirşeyim.

Sakin ol, hayatım, herşeyim...
Sadece sakin düşüncelerle hala birbirimizle birlikte olabileceğimiz gerçeğini görebiliriz.

Beni sevmeye devam et.Asla seni en çok seven kişinin kalbini yanlış anlama.
Onunkini, Benimkini, Bizimkini.. ''

17 Ekim 2008 Cuma

nöbet

bugün güzel başladı aslında.sabah erken kalktım gece geç yatmış olmama rağmen.
pediyatri acilinde nöbetçi olmanın verdiği sıkıntı ile geldim hastaneye..sabah poliklinikte pek de hasta yoktu ( topu topu 4 tane :) ). keşke dedim yine..keşke bugün nöbetçi olmasam hazır boş da vaktim varken atsam kendimi dışarı bulsam bir deniz kenarında..hava da nasıl güzeldi..kapalı olan ve durmadan yağan izmit havası bugün başka güzeldi..mutlu olmalısın diyordu sanki birileri..zaten sabah da garip bir şekilde huzurlu uyanmıştım..
ama şimdi bu sıkıcı acil serviste hele de hiç hasta yokken sabaha kadar beklemek..ahh ne vardı bugün nöbetçi olacak sanki...
di mi ama :(

16 Ekim 2008 Perşembe

yaprak dökümü

kalbimde yaprak dökümleri yaşanıyor
gözlerimi seller aldı ve ben boğuluyorum...

DUA

Rabbim dara düşünce sabır, sabrı bulunca şükür,
şükredince rahmet, rahmete dalınca sevgisini ihsan eyleyip
gönlümüzden geçeni avuçlarımıza versin...

( Amin )

15 Ekim 2008 Çarşamba

...

çok karışığım..karmakarışığım..darmadağınık herşey..
yine yağmur var,hava soğuk,üşüyorum..
içim üşüyor...

gitmek,kaybolmak bir daha geri dönmemek istiyorum..

12 Ekim 2008 Pazar

ey sevgili! dün gece düşüme düştün yine...

yağmurlu bir pazar sabahına uyandım , aklımda yine aynı isim...
dilimde aynı şarkı...

''dertler altında kalan can çekişen yüreğime
bir yanıt gibi geldin ağlayan yüreğime
bir ince soluk oldun yüreğim çıktı güne''


dün gece çok güzel bir rüya gördüm.rüyamı burada anlatacak değilim.ama çok güzeldi.
uyandığımda hissettiğim şey kocaman bir özlemdi.telefona sarılıp aramak istedim ama yapamadım.korktum yaşanacak şeylerden, söylene(bile)cek kalp kırıcı sözlerden...ve bir de özlemimin daha da artmasından..
ah bu ben! neden böyleyim acaba..yaratılırken bir eksiklik mi verildi acaba bana?
çok düşünüyorum, çok da yazıyorum kafada..yanlış olduğunu bile bile yapıyorum.bir kere de oluruna bırakamıyorum.ama başkaları hayatıma bu kadar müdahale ederken ben neden kendi hayatıma karışamıyorum ki? üstelik kimseye bir kötülük de yapmadım.aksine hep onlar kırılması diye kendi canımı sıkıp durdum.
kendime söylediğim yalanlara kimseyi de ortak etmedim.
benim tek suçum çok özlemek oldu sanırım.
ama yine de özlüyorum...

11 Ekim 2008 Cumartesi

...Ahh Bu Ben...

Aslında şuan da hiçbirşey hissetmiyorum...Her şey çok boş sanki...

İçimde bir yerler kanıyor :(

30 Eylül 2008 Salı

Hayırlı Bayramlar

Ramazan, muazzam bir maneviyat iklimi... Bu iklimin bize kazandırdığı maneviyatın ve bayram ile birlikte yok olup gitmemesi gerekir.

Bayramda, Ramazan boyunca bağlı bulunan şeytanlar salıverilecekler ve yoğun bir şeytani saldırıya maruz kalacağız..

Ramazanda yenilediğimiz iç alemimiz, maneviyatımız yani imanımız, ciddi bir saldırıya maruz kalacaktır. Bayram ile birlikte başlayacak bu saldırıdan nasıl korunmamız gerektiği hakkında bir fikriniz var mı?

Bayram ile gelen televizyonlarda eğlence adı verilen ve Ramazan iklimi ve Ramazan Bayramı ile uzaktan yakından alakası olmayan dansözlü, sazlı sözlü programlar, bu saldırının en önemli ayaklarından birini oluşturuyor şüphesiz..!

Oysa ki bir mü’min 30 gün boyunca orucu, ibadeti, tefekkürü, zikri, kısacası kullluğu ile Rabbine daha bir yakınlaşmış, daha bir tanıma arzusu ile yönelmiştir.

Ramazan Bayramı ise, tutulan orucun tamamlanabilmiş olmasının, her yönden bir şükür ile karışık sevincidir..! Mü’minin bayramıdır..! Rabbimize itaat ederek bu 30 günlük maratonu tamamlayabilmiş olmanın sevincidir..!

Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder.

Bir mü’min Rabbi ile sevincini nasıl paylaşmalıdır?

30 günün sonunda şeytani saldırılara göğsünü açıp, “gelin Ramazan bitti, saldırın bana” mı demelidir? ya da “bayramdır ne yapsa kârdır” diyerek aklı başlndan Ramazan ile birlikte gitmiş gibi şirazeden çıkmalı mıdır?

Hazret-i Âişe (r.a.) şöyle anlatır:
"Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yaparken rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar." Müslim, Salatiül-îydeyn, 20.

Bayram günleri, sevincin ifade edildiği günler olduğu için, helal dairesindeki oyun ve eğlencelere izin verilmiştir; ancak bayram günlerindeki sevincin gaflete dönüşecek kadar taşkınlığa varmaması gerektir. Eğlence helal dairesinde olmalıdır.

Bayram, Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’ın mübarek ifadeleri ile “yeme içme günleri”dir. Allah'ın bize verdiği İlahi bir ziyafettir. Bu ziyafete, Allah'a isyan ile değil, şükür ile mukabele etmeye ihtiyacımız vardır.

Bayram günleri, sadece maddi değil, aynı zamanda manevi bir ziyafettir. Affın, mağfiretin, Allah’ın rahmetinin, mükafatının yağdığı günlerdir.

Sa'd bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur :
Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler:
"Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.

"Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:
"Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir."el-Tcrgîb ve't-Terhîb Trc. 2:332.

"Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha (Allah'ı zikretmeye) ve şükre azim tergibat (büyük teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürür nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir,, gafleti kaçırır." Lem’alar, 230.

Bayram günlerinde, zikrimizi, fikrimiz, şükrümüzü arttırarak şeytanların şerlerine karşı mukavemetli bir set oluşturabiliriz.

Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’ın “Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” buyurduğu gibi, bayramımızı süsleyebiliriz.

Bayramdaki adetlerimizi, sünnete ittiba ederek ibadete çevirebiliriz :
Bayram günlerinde erken kalkmak, gusül abdesti almak, misvâk kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giyinmek, namazdan önce tatlı yemek, yüzük takmak, câmiye erken gitmek, giderken tekbir söylemek, müminlere selâm vermek, güler yüzlü olmak, mü’minlerle bayramlaşmak, fakirlere sadaka vermek, dargınları barıştırmak, akrabayı ziyâret etmek, din kardeşlerini ziyâret etmek, ziyârette hediye götürmek, kabirleri ziyâret etmek, misâfirlere ikram etmek, çok duâ ve tevbe etmek, sünnettir.

Sünnete ittiba etmeye çalışmak, basit sandığımız hareketlerimizi bile ibadet haline getirir :
Mesela; “Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm bayram günlerinde erken kalkardı, Onun hali ve hareketleri Allah’ın rızasına en uygun olanı idi” diyerek, bayram sabahı erken kalkmak, sevap hanemize ibadet olarak işlenir. Küçük sandığımız bir hareket, güzel bir niyet ile büyük bir ibadet halini alabilir. Sünnete ittiba ile, işlerimizde şeytanı devreden çıkarmış olur, hem Efendimiz’in nurlu iklimine hem de Allah’ın rızasına yakın oluruz, inşaallah...

Bayramda, şeytanların tasallutundan korunmanın yollarından biri de bayram gecelerini ihyâdır :
Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki: "Kim her iki bayramın da gecesini, Allah'tan sevap umarak ibadetle geçirirse kalplerin öldüğü günde kalbi ölmez."
Buhâri’de geçen bir hadisten öğrendiğimize göre arife günü şu duayı okuyan, şeytanın tasallutundan kurtulur, kendini muhafaza altına almış olur.
“Allahümme’c’al fi kalbi nûran ve fi basari nûran. Allahümme’şrah li sadri ve yessir li emri...”
(Allah’ım, kalbimi, gözümü, gönlümü nûrlu kıl. Allah’ım, kalbime genişlik, işlerime kolaylık ver.)

Peygamberimiz bayram günlerinde şu duayı çok okuyanın kalbinin ölmeyeceğini haber vermiştir :“Yâ Hayyû, yâ Kayyûm, yâ bedia’s-semavati ve’l-ardı, yâ ze’l-celâli ve’l-ikram.”
(Ey Hayy ve Kayyûm olan Rabbimiz, ey semâvat ve arzın bedi’i, ey Celâl ve Kerem sahibi. Beni sen koru, sen istikamette daim eyle. Kötülük ve günahlardan muhafaza et, sırat-ı müstakimde dâim ve sabit eyle)

Bayram günlerinde, mü’minler -tanışsın tanışmasın- birbirleri ile bayramlaşırlar :
Asr-ı Saadette Sahabe birbirleri ile "Bârekâllâhü lenâ ve leküm" diyerek bayramlaşılardı, yani "Allah bizden de, sizden de kabul etsin" dedikleri rivayet edilir. Bu tebrikleşme bizim dilimizde "Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun, hayırlı bayramlar" gibi sözlerle ifade edilir.


Bayram sevinçlerimizin, Cennetteki sevinçlere dönüşmesi duası ile Ramazan Bayramı'mız Şimdiden Mubarek Olsun...

20 Eylül 2008 Cumartesi

Bazen

Bazen içimde bir yerler öyle çok acıyor ki sanki biri bıçağı saplamış çevirip duruyo.Tam da tarif edemiyorum nasıl bir şey hissettiğimi ama sonrasında kendimi çok aciz hissediyorum.Elimden bir şey gelmiyor,herşeyden herkesten kaçmak istiyorum.
Özlemek böyle bir şeye mi dönüşüyor acaba diye çok düşünüyorum.Allah'ım ne kadar aciziz,ne kadar azız,eksiğiz.
Evet son günlerde çok üzülüyorum herşeye,çok hüzünleniyorum.Eskiden hiç sevmediğim hatta dinlemeye bile tahammül edemediğim şarkılarda bile ağlayabiliyorum.Beni gıcık eden durumlarda sessiz kalabiliyorum.Boşver diyorum dünya yeteri kadar acımasız bir yer üzülecek o kadar çok şey var ki sen nelere üzülüyorsun diyorum.Fazladan bir hüzne hiç gerek yok diyorum.
İnsan birşeye bu kadar çok üzülürken en büyük üzüntünün kendisininki olduğunu sanıyor sanırım.Ama bilmiyorduk ki herkesin üzüntüsü kendisininki kadar büyük.Bilmez ki bir başkası senin içinde yaşadığın fırtınayı,ne kadar anlatsan da boş;o her ne kadar anlıyorum dese de boş.Senin anlatabildiğin kadar bilecek çünkü.Hissedileni kelimelere dökmek imkansız.Daha sen ne hissettiğini tam olarak idrak edemiyorken bir başkasına anltmaya çalışmak ne kadar zor.
Sen ne anlatmak istersen iste karşında ki kendi anlayabildiği kadar anlayacak seni.Önemli olan senin ne anlattığın değil onun ne anladığı olacak. İşte tam da bu yüzden hiç anlatmayacaksın...

17 Eylül 2008 Çarşamba

İşte Öyle...

Ne kadar çok aldanılmış herşeye.Ne kadar çok bekleyip ne kadar çok özlemişiz.Hep umut etmişiz.Sürekli bekleme halinde geçirmişiz günlerimizi.Hala beklemedeyiz.Oysa hiçbirşey değişmiyor,özlem hiç azalmıyor,her geçen gün daha da hüzün veriyor.
Çok sonra anlıyor insan,kızıyor kendine.Özlenen kendinden habersiz,ona kızmak niye.Bize kalan sadece hüzün.Zaten en çok yakışan da hüzündü bize.
Bir yerlerde hayat devam ediyordu benden habersiz.Zaman akıp gidiyordu.Ben yaşadığım anın farkında değilken neler olup bitiyor bilmeyecem hiç.Belki de bilmemek daha iyiydi.Yaşadığım hayat benim değil sanki,yön vermek ne kadar da zor.Akışına mı bırakmalı? Ne doğru ne yanlış bilememek..Bu bilinmezlik çok yoruyordu beni.Kafam öyle karışık ki durdu sanki düşünemiyorum artık.Kaderimde yazılı birkaç günü yaşıyorum hiçbişeyi beklemeden.Günlük işlerimi yapıyorum,sorumluluklarımı yerine getiriyorum.
Mutsuz değilim,mutlu değilim sadece.Bu zamanın da geçmesini bekliyorum sabırla.Rabb'im büyük,bir tek O'na sığınıyor ve O'na güveniyorum...
Allah'ım sana ulaşmayacak sevgilerden kalbimizi koru...( Amin)

10 Eylül 2008 Çarşamba

Özledim

Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışan çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması
Ateşin sıcağı
Bu Pazar sabahı
Tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir siir yazmak
Pazar bulmacasının boş karelerine
Şiirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir şey
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim

7 Ağustos 2008 Perşembe

13 Temmuz 2008 Pazar

özledimmmmm

Küllerinden doğmak yeniden

Doğduğu andan itibaren biriktirmeye başlıyor insan unuttuklarını. Unuttuklarını diyorum, zira aslında insanın kendi, bütün ilimlerin, ilimlerin içinde bulunduğu alemlerin ta kendisidir.
"Hafıza-yı beşer nisyan ile maluldür" demiş eskiler. Hatırladıkça tekrar unuttuklarımız var. Bir de bir türlü hatırlayamadıklarımız. Hatta bir türlü unutamadıklarımız.
Bunlara araç olacak pek çok faktör var psikososyal tanımlamalarla: Aile, çevre, kalıtım, eğitim..
Kimisi bilinaltı-bilinçüstü-bilinç diyor.
Sosyoekonomik çıkarımlar yapmak da mümkün..
Her halukarda kendi denklemlerimizi kuruyoruz ve yaşadıklarımız, yaşayacaklarımıza etki ediyor. Hatta bazan yaşa/ya/madıklarımız da.. Sağdan soldan, ordan burdan, içerden dışardan, kendimizi kuşatıyoruz. Nefes alamadığımız demler oluyor, kendimiz alemler kadarken.
Öyle anlar geliyor ki yaşanmışlıkların ağırlıkları taptaze hatalara sebep oluyor. Derken başka hatalara.. Korkularımızı hep yanlış limanlara demirliyoruz..
Yetmiyormuş gibi üstüne bir yük daha ekleyip ırgatlığını yapıyoruz mazinin.
..
Çok eski zamanların birinde Kaknüs isimli bir kuş yaşardı. Upuzun gagasından giren rüzgar 360 tane delikten değişik seslerle çıkar ve etrafa hoş nameler yayardı. Bu nameleri duyan kuşlar, mest olup Kaknüs'ün yanına uçarlardı. Kaknüs ise bu cazibeye koşan kuşları yiyerek sürdürürdü hayatını. Tam bir yılı böyle geçerdi. Sonra etraftan çalı çırpı toplar, üstüne kurulur ve en güzel şarkısının vecdiyle çırptığı kanatları otları tutuştururdu. Alevler içinde kalan Kaknüs küle döndüğünde, o küllerden bir yumurta çıkardı ortaya ve o yumurtadan bir yavru. Böylece kendi küllerinden her sene yeniden doğardı Kaknüs.
..
Bazan bütün o mazinin ağırlıklarını sıyırıp omuzlarımızdan, hatalarımızı, pişmanlıklarımızı, korkularımızı yakıp, kendi küllerimizden doğabilmemiz gerekir.
Belki biraz acır. Ama acı, hastalığa en güzel tepkisidir vücudun..

2 Temmuz 2008 Çarşamba

Ya Leyla' yı incitirsen?

Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor: "Damardan kan almak gerek'" diyerek Mecnun' un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır;

"-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan"

Doktor Mecnun'a:

"-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir iğne batmasından mı korkuyorsun?” diye sorar.

Mecnun'un cevabı şu olur;

"-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum, varlığım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu yararken Leyla'yı incitirsin, işte ben bundan korkuyorum."