Pazartesi, Kasım 16, 2009

bundan sonra bir daha yazmayacağım

bugüne kadar beni takip edenlere teşekkür ederim bundan sonra bu blogda hiçbir yazı yayınlanmayacaktır...bir süre sonra tüm blog kendini imha edecek..saygılarımla...
H.T.

Cuma, Kasım 06, 2009

GEÇ KALINMIŞLIKLAR

Hava çok soğuktu, kız çok üşüyordu. Tek bir anı kolluyordu ısınmak için. Bir kere bakabilseydi gözlerinin içine; içine bakıp da ta içini görebilseydi ısınacaktı yüreği. Bir güzel söz duyabilseydi ondan tam da beklediği anda hayata daha sıkı tutunabilecekti bu kaygan zeminde.

Soğuk bir günde soğuk bir odada tek başına, yattığı yerden dışarıyı izliyordu kız. Yağmur damlaları önce yavaş yavaş sonra hızlı hızlı düşmeye başlamıştı bile. Sanki kız düşündükçe aklında onca şeyi gökyüzü de ona eşlik ediyordu. Kız bir kez daha düşündü hep yalnız kalmasının nedenlerini; aslında biliyordu tüm gerçekleri ama bir türlü diline dökemiyordu aklının süzgecinden geçirdiği kelimeleri. Korkuyordu düşündüğü şeylerin gerçekliğinin altında kalmaktan. Öylesine dalmıştı ki çıkamıyordu hayal dünyasından. Bekliyordu, onun da payına beklemek düşmüştü. Belirsizliğin bitmesini istiyordu ama elinden de birşey gelmiyordu. Ve hep bu düşünce onu biraz daha hasta, biraz daha yalnız kılıyordu.

Derken birgün bir haber geldi kıza çok da uzak olmayan o yerden. Beklediği ama istemediği haberi alınca bir daha çıkamadı o odadan.Artık ne yaşamaya ne de ölmeye cesareti kalmıştı. Her geçen gün biraz daha işkenceye dönüştü. Yatağından kalktı, beyaz bir kağıt ve kurşun bir kalemle yazmaya başladı. Aslında biliyordu kurşun kalemin silinebilirliğini ama yazdığı hiçbirşeyden vazgeçmeyerek devam etti. Belki de gittikten sonra kolay silinebilsin istedi izi.

Hayattayken sahibini bulmayacak olan mektubuna başlarken uzun uzun düşündü. Dışarıyı seyretti biraz daha. Şöyle başlıyordu mektubuna:
'' Sevgili annem ve babam...''
'Bana çok kızmayın olur mu?' diye devam ediyordu.Uzun uzun gidişlerinin nedenlerini anlattı en sevdiklerine ama biliyordu ki hiçbir kelime ya da cümle affettirmeyecekti onu.Yine de denedi. 'Beni affedin.' diyerek bitirdi mektubunu. Uzunca bir süre kendine gelmeye çalıştı, ağlamaktan gözleri kapanmak üzereydi artık. Kendini biraz daha fazla hırpalıyordu her defasında. Birçok mektup yazmıştı daha önce ama hiçbir zaman cesaret edememişti göndermeye. Daha söyleyecek çok cümlesi vardı ama hala üzülmelerinden korkuyordu. Tek isteği affedilmekti. Bir kez daha geç kalmıştı, yetişmeye çalışmıştı ama imkansız olduğunu bilyordu artık.

Masadan güçlükle kalkabildi, henüz soğumamış yatağına uzandı tekrar. Bir mektup daha yazması gerekiyordu geride bıraktığına, tıpkı eskiden yazdığı ama bir türlü gönderemediği diğer mektuplar gibi. Ama bu kez eli gitmiyordu. Belki kızgın kalırsa onun için daha kolay olacaktı yaşamak.Ait olduğunu düşünerek derin bir uykuya daldı. Uyandığında hala yağmur yağıyordu ve oda her zamankinden daha soğuktu. Daha çok üşüyordu artık ve o gözleri son bir kez görebilmeyi yaşamaktan daha çok istiyordu.

Uzun zaman geçmişti.Biliyordu ki kendine yeni bir hayat kurmuştu. Ama onun mutluluğu için mecburdu o yalanlara. Büyük bir acı hissetti birden ilk öğrendiği zamanı düşününce. Herşeye o anda karar vermişti,artık dönmeyecekti. Ailesi ile vedalaştı önce hissettirmeden.Sonra onunla, sevmediğini söyledi ve gitti. Yıkılmıştı adam,aylarca onu aradı ama kız artık başka bir şehirde başka bir yaşamdaydı.Mücadele edip yenmek istedi bu hastalığı,mutluluğu yine onun kollarında onun gözlerinde bulabilmeyi hep çok istedi. O günün hayalini kurdu o odada kaldığı hergün.Ama artık herşey bitmişti, son ümidini de bugün kaybetmişti gelen o haberle. Artık o gözleri bir daha göremeyeceğini biliyordu.

Tüm cesaretini toplayıp telefonu eline aldı bu kez.Çok az vakti kaldığını hissedebiliyordu.Tuşlara bastı sırayla, düşünmeyi bırakmıştı. Telefon her çaldığında biraz daha heyecanlandı, biraz daha korktu, biraz daha istedi herşeyin kötü bir kabus olmasını. Tam o anda ' alo' sesiyle kendine geldi, konuşmaya çalıştı ama bir türlü sesi çıkmadı. Karşıdaki ses ısrarlıydı 'alo..alo..alo...'. Sadece sessiz bir 'merhaba' dökülüverdi dudaklarından. Adam sustu,şaşkındı;beklemiyordu.' Nasılsın?' dedi kız ama cevap yoktu, 'özledim' diye devam etti kız. Adam çok öfkenlendi;anlam veremiyordu; bunca zaman sonra neden diyordu kendi kendine, sessizliği yine kız bozdu ' ölüyorum' diyebildi sadece ve telefon kapandı.Bir daha da açılmadı hiç.

Odaya girdiğinde kızın soğumuş bedeniyle karşılaştı onkoloji servisinde görevli hemşire, yüzünde hafif bir tebessüm avucunda buruşmuş bir notla.

' Seni her zaman sevdim ve sevmeye devam edeceğim.'

H.T.
2 Kasım 2009,İZMİT

Perşembe, Kasım 05, 2009

..VE ZATEN SENİ DE ÇOK ÖZLEDİM...
SENSİZLİK ACI VERİYOR BANA...
SEN YOKSUN..

sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden

fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular

deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun

ATTİLA İLHAN