Şimdi ben böyle twitterda fink atarkene sonra o blog senin bu blog benim gezerkene kendisinin tatlı olduğunu düşündüğüm tarzını çok beğendiğim, ve beni gerçekten gülümsettiği için, kristensenn 'in de izniyle beğendiğim bir yazısını sizle paylaşacağım okuyucu..
Ama gerçekten güzel anlatmış :)
kız ağlayarak yanıma geldi. "hakkımda çok kötü şeyler söylemiş, yaşadıklarımızın hiç mi kıymeti yoktu" dedi. ne ağlıyorsun aptal mısın diyemedim. çünkü kızlar bazı aptal olur. bu bi gerçek. ama bu kez çocuğun yaptığı da cidden hayvanlık olmuş. çünkü malumunuz üzere, uzanamadığı ciğere murdar demek, bir kedi olan hayvanların özelliğidir. bir hayvanoğluhayvan olan kedilerin özelliğidir. insan gibi ayrılmayı bilmeyenler bu yöntemi tercih eder. halbuki bir şeyler bitebilir, başka şeyler başlayabilir. ama ortada ayrılığa sebeb olan hiçbir namussuzluk yokken, güya dostça ayrılınmışken, mazide kalan birileri için ileri geri konuşmak da mert insanların vasfı sanırım değildir.
neymiş efendim, kız aslında çok sorunlu biriymiş, kız aslında lisede iki dersten ikmale kalmış. geceleri karanlıkta uyuyamıyormuş, asansöre yalnız binemiyormuş. bacakları çarpıkmış, saçları dağınıkmış, dişleri ayrıkmış. merak ediyorum, hiç ayrılmamacasına beraberken, birbirinizin aşkitosu ve tırtılıyken herşey harikaydı da, şimdi mi ayrıkdişli oldu bu kız. acaba o bacakları fütursuzca ağzına alabilen kişi, o bacakları bi kez olsun dünya gözüyle görebildi mi. daha bir hafta öncesinde onu "sevdiğini, hem de çok sevdiğini" fısıl fısıl fısıldayan adam, şimdi ne oldu da kızla ilgili atıp tutmaya başladı. erkeklik gururunu kurtarmak için giriştiği bu mücadelenin sonunda kızı biraz daha kırıp ne elde etmeyi bekliyor. şimdi kendini daha iyi hissediyor mu bari, şimdi boyu büyüdü mü.
peki ya kızın dişlerine bile kafayı takmışken kendi sefil sıfatını hiç mi aynada görmüyor. onu bu denli ayağa düşüren sözler ederek nereye yükseleceğini zannediyor. az ya da çok, bir şeyler paylaşmış iki insan olmalarının hiç mi kıymeti yok, birlikte yaptıkları en tiksindirik şeylerin hiç mi anlamı kalmadı. peki ya kızın canını yakmayı kafasına koyabilen bi adam, "hiçbir şey güzel değildi, hiçbir şeyin anlamı yoktu" imasında bulunurken hangi delikanlılıktan bahsedebilir. bu tümüyle ödleklik, onursuzluk, sütoğlanlık değildir de nedir.
ben söyleyeyim. buna türkçe'de kuyruk acısı denir. zaten gerek dilimizde, gerekse diğer tüm dünya dillerinde insana kutuyu açtırıp, en kötüyü söyleten şey hep budur. kuyruk acısıdır. azıcık gururu incinen her insan, kadın olsun erkek olsun, diline zehir sürmenin yolunu arar. zopayı nerden vursam da onu altüst etsem, yerlerde süründürsem, bir daha belini doğrultamasa diye düşünür. kuyruk acısıyla yapılanlar, insanlıktan nasibini alamamış kimselerin hayvanlığa ayrılmış kısımlarına bir tür merhem işlevi görür. merhem sürülür, hayvani yaralar kurur. ama o hayvanlık hep baki kalır.
onun için ister kızlar, ister erkekler, fakat bu örneğe göre bilhassa kızlar;
yeryüzündeki en sefil, en ödlek, en çirkin, en tırt, en kişiliksiz erkekleri halihazırda yeterince sevdiğinize ve bu nesli tükettiğinize göre, biraz da dünyanın geri kalan kısmıyla alakadar olmayı, sizce de artık hak etmiyor musunuz? (bu cümlede bilip de bilmezlikten gelmek anlamındaki söz sanatı kullanılmıştır.)
sonra kıza iki tokat atmak zorunda kaldım da, azıcık kendine gelebildi. "ama yani sen olsan üzülmez misin kris?" dedi. "hım, bilmem, yani, eh, eved, üzünçlü bi durum, ama sanırım daha çok vay canına, bu kez gerçekten çok küçülmüşsün be ex-aşkım. gözümde hardal tanesi kadar değerin vardı, onu da süpürmüşsün be eski manitam! diyip işime bakardım" dedim. "yine de bunlar, arkamdan böyle laflar edebilmesi, herşeyi hiçe sayabilmesi, bunlar çok ayıp şeyler, ayıp hakikaten" diye mırıldandı. "demek ki kuyruğuna fena basmışsın, şimdi o da seninkini yokluyor, onurlu ol, onun gibi çirkefleşme" dedim. kuyruğunu yoklayıp onurunu takındı. sonra da birer çay içip konçerto filan dinledik.
herkesin bir kuyruğu vardır.
Ağzına diline sağlık...
29 Ekim 2009 Perşembe
21 Ekim 2009 Çarşamba
merhaba
sevgili okuyucu, özellikle de United States'den gelen okuyucu,
texas-san antonio ve california-mountain view den gelenler..hem vallahi hem billahi kötü birşey yapmayacam :))ne olur söylesen ölür müsün okuyucu?
texas-san antonio ve california-mountain view den gelenler..hem vallahi hem billahi kötü birşey yapmayacam :))ne olur söylesen ölür müsün okuyucu?
18 Ekim 2009 Pazar
ben koca bir eşşeğim bunu da burdan herkese duyuruyorum
ben aslında bana hiç de yakışmayan, hiç de ben gibi olmayan bir şey yaptım..bu beni eşşek yapmaz da ne yapar? farkında olmadan kıymetlimi üzdüm,bana küstürdüm. anlayamadım, çok da geç kaldım.şimdi küskünlük biter mi geri gelir mi bilinmez.ama ben hep o gelecekmiş gibi hazır beklemeliyim.umarım gelir...
NEDİR ? CEVABI BİLİNEN SORU
Uzun çok uzun zaman önce daha dünyanın hükümdarı insanlar değilken ve her yerde huzur hâkimken uzak diyarlardan medeniyetin daha adını duymadığı bir ülkeden prens yola çıkar sessiz, sakin ve bilgedir. Yolun uzunluğundan mıdır bilinmez gideceği yeri kimseye söylemez yaptığı vedayı unutmadan gün ve gün ilerler arkasına bakmadığı sürece üzülmez. . . Yolda karşılaştığı her hayvana ufak ufak sırlar verir. Ağaçlar çiçekler sohbet ister sıkılmadan anlatır her şeye derdini ama yolun sonunu dinlemek istemez. Öğreneceği karanlıktan korkmaya çekinir zaman zaman.
Bulduğu ilk insana sarılır önce çekinmeden. Tanımadığı yerli halk gülümser önce, içten içe kıskanarak bakar arkasından. Geçmişindeki anılarda pek temiz kalmış rüya yoktur. Yinede sorgulamaz hayatı yaptığı işe devam eder. Prens ilerler herkese sorar aradığı şeyi kendince, kimse bilmez ki yolu sadece anlamadan bakabilir tek kelime edemez insanlar.
Aradan haftalar geçer dönmeyi istemek bir yana aklına bile getirmez genç prens, her geçen gün azalan umuda rağmen. . .
Bir gün bir çeşme önünde elindeki toprak kaptan suyu yudumlarken başka bir şekilde bakar hem hayata hem aradığına düşünür bulamaz aradığı mı uygun değildir hayata yoksa fazla mı aslında bütün beklentiler. Bir kız çıkar gelir sormadan oturur yanına sanki bütün belirsizlikleri görmüş gibi anlatır. Ne beyaz hayalleri umursar ne de umudunu kaybeden genç prensi. bitirdiğinde tutar elinden adeta sürükler sadece bekle sesi çıkar ağızdan.
Uzun süre yürüdükten sonra Bak! diyerek yırtar sessizliği. Gözünde bir damla yaş titreyen ellerle dokunur omzuna kasılarak ağlar uzun uzun ufak bir mezarda oyma bir taş üstünde yazar bütün hikâye aslında prens sadece susar. Ta ki kız neden diye sorana kadar. İlk kez prens bir soruya kayıtsız kalır çünkü ne verecek bir cevap nede konuşulacak tek cümle kalmıştır yorgun düşüncelerde.
Prens aradığını bulmuştur aslında mutluluk nedir neydi neden mutsuzdu düşünür ve bu sefer cevabı verir bağırarak.
Mutluluk aslında yaşanan kederin yokluğunda yansır bedene mutluluk dert üzüntü yaşamadan geçen her gündür, bir kaybın unutulduğunda yüze yansıyan gülümsemedir. Nasıl birini kaybettiğinde üzülüyorsan aynı şiddete mutlu olursun yeni doğan bebeğine.
Her şeyi olan biri mutlu değildir aslında bilmez ki değerini ne anlar ne anlatabilir karşıdakine. Hiç bir şeyi olmayan dilenci bir parça ekmek ile mutlu olurken her şeye sahip olan kral asla mutlu olamaz. Ne mutlu eder nasıl mutlu olur bilmez bile.
Prens geri döndüğünde anlattığı bütün sırları geri toplar yolda her selam verdiği taşa, ağaca başka bakar.
Ve o anda bir söz verir kendine kaybetmeden MUTLU olacaktır. Her günü son gün yaşayıp tutunacak sahip olduklarına ve asla üzmeyecek ne kendini ne içinde yaşattıklarını hayatındaki son güne dek.
O gün ise sadece gülümseyecekti ağlayan diğer gözlere.
KIYMETLİM
P.S. Canım iznini almadan paylaştım ama çok hoşuma gitti.
NEDİR ? CEVABI BİLİNEN SORU
Uzun çok uzun zaman önce daha dünyanın hükümdarı insanlar değilken ve her yerde huzur hâkimken uzak diyarlardan medeniyetin daha adını duymadığı bir ülkeden prens yola çıkar sessiz, sakin ve bilgedir. Yolun uzunluğundan mıdır bilinmez gideceği yeri kimseye söylemez yaptığı vedayı unutmadan gün ve gün ilerler arkasına bakmadığı sürece üzülmez. . . Yolda karşılaştığı her hayvana ufak ufak sırlar verir. Ağaçlar çiçekler sohbet ister sıkılmadan anlatır her şeye derdini ama yolun sonunu dinlemek istemez. Öğreneceği karanlıktan korkmaya çekinir zaman zaman.
Bulduğu ilk insana sarılır önce çekinmeden. Tanımadığı yerli halk gülümser önce, içten içe kıskanarak bakar arkasından. Geçmişindeki anılarda pek temiz kalmış rüya yoktur. Yinede sorgulamaz hayatı yaptığı işe devam eder. Prens ilerler herkese sorar aradığı şeyi kendince, kimse bilmez ki yolu sadece anlamadan bakabilir tek kelime edemez insanlar.
Aradan haftalar geçer dönmeyi istemek bir yana aklına bile getirmez genç prens, her geçen gün azalan umuda rağmen. . .
Bir gün bir çeşme önünde elindeki toprak kaptan suyu yudumlarken başka bir şekilde bakar hem hayata hem aradığına düşünür bulamaz aradığı mı uygun değildir hayata yoksa fazla mı aslında bütün beklentiler. Bir kız çıkar gelir sormadan oturur yanına sanki bütün belirsizlikleri görmüş gibi anlatır. Ne beyaz hayalleri umursar ne de umudunu kaybeden genç prensi. bitirdiğinde tutar elinden adeta sürükler sadece bekle sesi çıkar ağızdan.
Uzun süre yürüdükten sonra Bak! diyerek yırtar sessizliği. Gözünde bir damla yaş titreyen ellerle dokunur omzuna kasılarak ağlar uzun uzun ufak bir mezarda oyma bir taş üstünde yazar bütün hikâye aslında prens sadece susar. Ta ki kız neden diye sorana kadar. İlk kez prens bir soruya kayıtsız kalır çünkü ne verecek bir cevap nede konuşulacak tek cümle kalmıştır yorgun düşüncelerde.
Prens aradığını bulmuştur aslında mutluluk nedir neydi neden mutsuzdu düşünür ve bu sefer cevabı verir bağırarak.
Mutluluk aslında yaşanan kederin yokluğunda yansır bedene mutluluk dert üzüntü yaşamadan geçen her gündür, bir kaybın unutulduğunda yüze yansıyan gülümsemedir. Nasıl birini kaybettiğinde üzülüyorsan aynı şiddete mutlu olursun yeni doğan bebeğine.
Her şeyi olan biri mutlu değildir aslında bilmez ki değerini ne anlar ne anlatabilir karşıdakine. Hiç bir şeyi olmayan dilenci bir parça ekmek ile mutlu olurken her şeye sahip olan kral asla mutlu olamaz. Ne mutlu eder nasıl mutlu olur bilmez bile.
Prens geri döndüğünde anlattığı bütün sırları geri toplar yolda her selam verdiği taşa, ağaca başka bakar.
Ve o anda bir söz verir kendine kaybetmeden MUTLU olacaktır. Her günü son gün yaşayıp tutunacak sahip olduklarına ve asla üzmeyecek ne kendini ne içinde yaşattıklarını hayatındaki son güne dek.
O gün ise sadece gülümseyecekti ağlayan diğer gözlere.
KIYMETLİM
P.S. Canım iznini almadan paylaştım ama çok hoşuma gitti.
17 Ekim 2009 Cumartesi
PİRAYE
6 Ekim 1945
Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir : — «P î r â y e ,
P î r â y e !...» — diye...
Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir : — «P î r â y e ,
P î r â y e !...» — diye...
16 Ekim 2009 Cuma
.........
Birini cok sevdiginizde, o sizi cok üzse de, O'nun yaninda ağlamak
istersiniz...O size korkunç bir şey yapsa da, O'nun kollarında teselli
bulmak istersiniz... Birini cok sevdiğinizde, size bin kere de yalan
söylese, yine de herkesten çok O'na inanmak istersiniz... ...
istersiniz...O size korkunç bir şey yapsa da, O'nun kollarında teselli
bulmak istersiniz... Birini cok sevdiğinizde, size bin kere de yalan
söylese, yine de herkesten çok O'na inanmak istersiniz... ...
.......
konuşmazsam kızma
ve dağları veremezsem ellerine
güneşi gözlerimde görmüyorsan
benim suçum değil
bahar erken gelmediyse seni özlediğimden
bakamazsam yüzüne
utandırma
ben halâ on yaşındayım ellerimde misketlerim
ağlarsam bağırma
dizimdeki yara kabuk tutmadı daha
dokunursam çekme bedenini
sığınacak liman ararım çünkü o saatlerde
öpersem kızma olur mu
susamışımdır belki oyundan geldiğim için tenine
seviyorsam sebebi vardır
seviliyorsan kıymetin
seviyorum kızma olur mu
AYKUT KARACA
ve dağları veremezsem ellerine
güneşi gözlerimde görmüyorsan
benim suçum değil
bahar erken gelmediyse seni özlediğimden
bakamazsam yüzüne
utandırma
ben halâ on yaşındayım ellerimde misketlerim
ağlarsam bağırma
dizimdeki yara kabuk tutmadı daha
dokunursam çekme bedenini
sığınacak liman ararım çünkü o saatlerde
öpersem kızma olur mu
susamışımdır belki oyundan geldiğim için tenine
seviyorsam sebebi vardır
seviliyorsan kıymetin
seviyorum kızma olur mu
AYKUT KARACA
11 Ekim 2009 Pazar
GÖĞE BAKMA DURAĞI
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
turgut uyar
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
turgut uyar
6 Ekim 2009 Salı
Bugün Benim Doğum Günüm
Bugün benim doğum günüm hem sarhoşum hem yastayım..demeyecem tabi ki, çünkü mutluyum. Kızlar bana sürpriz bir kutlama hazırlamışlar çok sevindim ama öyle böyle değil.İzlenimlerimi bir ara aktaracam ayrıntılarıyla birlikte tabi.Tabi süper fotolarla birlikte :))
Yüzsüzce de söylüyorum hadi beni tebrik edin, yaşlanıyorum :))
Yüzsüzce de söylüyorum hadi beni tebrik edin, yaşlanıyorum :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


+4.jpg)