Twitter

6 Kasım 2009 Cuma

GEÇ KALINMIŞLIKLAR

Hava çok soğuktu, kız çok üşüyordu. Tek bir anı kolluyordu ısınmak için. Bir kere bakabilseydi gözlerinin içine; içine bakıp da ta içini görebilseydi ısınacaktı yüreği. Bir güzel söz duyabilseydi ondan tam da beklediği anda hayata daha sıkı tutunabilecekti bu kaygan zeminde.

Soğuk bir günde soğuk bir odada tek başına, yattığı yerden dışarıyı izliyordu kız. Yağmur damlaları önce yavaş yavaş sonra hızlı hızlı düşmeye başlamıştı bile. Sanki kız düşündükçe aklında onca şeyi gökyüzü de ona eşlik ediyordu. Kız bir kez daha düşündü hep yalnız kalmasının nedenlerini; aslında biliyordu tüm gerçekleri ama bir türlü diline dökemiyordu aklının süzgecinden geçirdiği kelimeleri. Korkuyordu düşündüğü şeylerin gerçekliğinin altında kalmaktan. Öylesine dalmıştı ki çıkamıyordu hayal dünyasından. Bekliyordu, onun da payına beklemek düşmüştü. Belirsizliğin bitmesini istiyordu ama elinden de birşey gelmiyordu. Ve hep bu düşünce onu biraz daha hasta, biraz daha yalnız kılıyordu.

Derken birgün bir haber geldi kıza çok da uzak olmayan o yerden. Beklediği ama istemediği haberi alınca bir daha çıkamadı o odadan.Artık ne yaşamaya ne de ölmeye cesareti kalmıştı. Her geçen gün biraz daha işkenceye dönüştü. Yatağından kalktı, beyaz bir kağıt ve kurşun bir kalemle yazmaya başladı. Aslında biliyordu kurşun kalemin silinebilirliğini ama yazdığı hiçbirşeyden vazgeçmeyerek devam etti. Belki de gittikten sonra kolay silinebilsin istedi izi.

Hayattayken sahibini bulmayacak olan mektubuna başlarken uzun uzun düşündü. Dışarıyı seyretti biraz daha. Şöyle başlıyordu mektubuna:
'' Sevgili annem ve babam...''
'Bana çok kızmayın olur mu?' diye devam ediyordu.Uzun uzun gidişlerinin nedenlerini anlattı en sevdiklerine ama biliyordu ki hiçbir kelime ya da cümle affettirmeyecekti onu.Yine de denedi. 'Beni affedin.' diyerek bitirdi mektubunu. Uzunca bir süre kendine gelmeye çalıştı, ağlamaktan gözleri kapanmak üzereydi artık. Kendini biraz daha fazla hırpalıyordu her defasında. Birçok mektup yazmıştı daha önce ama hiçbir zaman cesaret edememişti göndermeye. Daha söyleyecek çok cümlesi vardı ama hala üzülmelerinden korkuyordu. Tek isteği affedilmekti. Bir kez daha geç kalmıştı, yetişmeye çalışmıştı ama imkansız olduğunu bilyordu artık.

Masadan güçlükle kalkabildi, henüz soğumamış yatağına uzandı tekrar. Bir mektup daha yazması gerekiyordu geride bıraktığına, tıpkı eskiden yazdığı ama bir türlü gönderemediği diğer mektuplar gibi. Ama bu kez eli gitmiyordu. Belki kızgın kalırsa onun için daha kolay olacaktı yaşamak.Ait olduğunu düşünerek derin bir uykuya daldı. Uyandığında hala yağmur yağıyordu ve oda her zamankinden daha soğuktu. Daha çok üşüyordu artık ve o gözleri son bir kez görebilmeyi yaşamaktan daha çok istiyordu.

Uzun zaman geçmişti.Biliyordu ki kendine yeni bir hayat kurmuştu. Ama onun mutluluğu için mecburdu o yalanlara. Büyük bir acı hissetti birden ilk öğrendiği zamanı düşününce. Herşeye o anda karar vermişti,artık dönmeyecekti. Ailesi ile vedalaştı önce hissettirmeden.Sonra onunla, sevmediğini söyledi ve gitti. Yıkılmıştı adam,aylarca onu aradı ama kız artık başka bir şehirde başka bir yaşamdaydı.Mücadele edip yenmek istedi bu hastalığı,mutluluğu yine onun kollarında onun gözlerinde bulabilmeyi hep çok istedi. O günün hayalini kurdu o odada kaldığı hergün.Ama artık herşey bitmişti, son ümidini de bugün kaybetmişti gelen o haberle. Artık o gözleri bir daha göremeyeceğini biliyordu.

Tüm cesaretini toplayıp telefonu eline aldı bu kez.Çok az vakti kaldığını hissedebiliyordu.Tuşlara bastı sırayla, düşünmeyi bırakmıştı. Telefon her çaldığında biraz daha heyecanlandı, biraz daha korktu, biraz daha istedi herşeyin kötü bir kabus olmasını. Tam o anda ' alo' sesiyle kendine geldi, konuşmaya çalıştı ama bir türlü sesi çıkmadı. Karşıdaki ses ısrarlıydı 'alo..alo..alo...'. Sadece sessiz bir 'merhaba' dökülüverdi dudaklarından. Adam sustu,şaşkındı;beklemiyordu.' Nasılsın?' dedi kız ama cevap yoktu, 'özledim' diye devam etti kız. Adam çok öfkenlendi;anlam veremiyordu; bunca zaman sonra neden diyordu kendi kendine, sessizliği yine kız bozdu ' ölüyorum' diyebildi sadece ve telefon kapandı.Bir daha da açılmadı hiç.

Odaya girdiğinde kızın soğumuş bedeniyle karşılaştı onkoloji servisinde görevli hemşire, yüzünde hafif bir tebessüm avucunda buruşmuş bir notla.

' Seni her zaman sevdim ve sevmeye devam edeceğim.'

H.T.
2 Kasım 2009,İZMİT

5 Kasım 2009 Perşembe

..VE ZATEN SENİ DE ÇOK ÖZLEDİM...
SENSİZLİK ACI VERİYOR BANA...
SEN YOKSUN..

sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden

fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular

deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun

ATTİLA İLHAN

3 Kasım 2009 Salı

ANLAYAMAZSIN..

Gökyüzündeki bütün yıldızları saymaya çalışıp, bir müddet sonra karıştırdın mı hiç? İnsan neden yıldız sayar biliyor musun? Yalnızlıktan! Ama sen bunu anlayamazsın!

Geceler neden daha uzundur gündüzlerden? Aslında değildir ama öyle gelir bekleyene, saat bir türlü geçmek bilmez, yelkovanla akrebe dalar gözün, durduğunu sanırsın zamanın, kafanı camdan uzatsan, herkes olduğu yerde donup kalmış da, bir sen hareket ediyorsun zannedersin. Sokaktan geçen arabaları dinlemeye başlarsın. Birisi durunca, dikkat kesilirsin, kapının kapanma seslerini sayarsın. Tek kapı kapanırsa, cama koşarsın beklediğin gelmiştir belki diye. İki tane duyarsan, yerinden bile kalkmazsın, daha önce yüreğin ağzında pencereye gittiğin heyecanlardan kim bilir kaçıncısıdır bu? Beklemek var ya beklemek, ömrünü törpüler insanın, taş olsa çatlar sabrına rağmen, dağ olsa yıkılır. Ama sen bunu anlayamazsın!
Senin daha önce geçtiğin hayat yollarından giden insanların, aynı çukurlara düştüğünü görünce, tutup kolundan çıkarmak istersin. Başkalarının da yürekleri kavrulmasın, canı acımasın istersin. Nasihat edersin biraz, bilirsin ki dinlemeyeceklerdir ama yine de anlatırsın. Hüzünlü bir bakış yerleşir gözbebeklerine, pişman olacaklarını bilirsin. Kendi pişmanlıklarına uğrar aklın, kalbinde ince bir sızı hissedersin. Pişmanlık, değiştirilemeyecek sonuçların, geçmiş kayıpların kısa adıdır aslında ama sen bunu anlayamazsın!
İhanet dediğin hançer, öyle saplanır ki tam kalbinin üstüne, dayanamayacağını düşünürsün. Akan kanın rengi bile siyaha çalar o anda, hırs ne demek, kalleşlik nedir, nasıl ruhu kaybolur insanın, dünya yarılıp da içine düşmek ne demek insan o zaman anlar. Aldatılmaktan daha fazla koyar adama, sevdiğinin kendini öyle kirletmesine katlanmak. Elbette sen bunu anlayamazsın!
Burnunun direği sızladı mı hiç senin? Hasretin koyuluğu vurur gönlün kıyısına, kokusunu duyarsın teninin, bir de gülüşünü kulaklarında. Evrende her şey birlik etmiş gibi, hep sevdiğinle ilgili olaylar çıkar karşına. Bir pastane tabelasında yazıyordur ismi veya kendini oyalamak için gittiğin filmde, sadece ikinizin anlayacağı bir espri olur. Yetmezmiş gibi yolda rastladığın bir arkadaşın sorar nasıl olduğunu, özleminin büyüklüğünü geçer utancın, adını bile tekrarlamadan iyi olduğunu söyler, geçiştirirsin. Evin sokağına girdiğinde kendi daireni karıştırabilirsin aklın gelmesini istiyorsa, salonda ışık yanıyor zannedip koşmaya başlarsın. Birkaç adım sonra anlarsın ki, yine boş ve karanlık bir salonun kapısını açacak elinde tuttuğun anahtar. Gece yarısı sessiz bir telefon gelir, o sanırsın, sadece yanlış numaradır. Hasret içini kemirir durur, yastıkla kavga ettiğin soğuk yatağında. Ama sen bunu anlayamazsın!
Aşkın aklı, doğrusu, düzü olmuyor. Kalp bir kere sevmeye görsün, vücuduna sızıp sinsice her yerine dağılıyor. Bir daha ne yemek öyle lezzetli geliyor yalnızken, ne güneş eskisi gibi parıldıyor. Uyku dediğin zaten paramparça, rüya görecek kadar bile uzun uykulara dalamıyor aklın. Sevda dediğin bir evin kapısından girdi mi, mutlaka bir odasını yakıp kül ediyor. Bunu bilmek için de önce bir kalbin olması gerekiyor. Sevmeyi öğrenmiş, vefa bilen, büyük ve ak bir yüreğe sahip olmak lazım aşkı anlamak için, cefasına katlanmak için, ayrılık acısının gözyaşına bile sadece sevginden sahip çıkabilmek için, önce bir kalbin olması gerekiyor. İşte bu yüzden sen, bunu da anlayamazsın!

2 Kasım 2009 Pazartesi

mavi kuş ile küçük kız

bulutlar iç içe ve her an başka bir resim oluyorlar
başka bir adla, başka bir zamanda rastlasaydım demiştim ya o gün sana
vazgeçtim, kaçmak yok, söz bu kez
çok güzel uyuyorsun diye yanımda
bak, çok gevezeysem, hadi kapat çenemi
sözcükler ne ki duygular yanında

yoksa yarın sabah uyanıp ayrılınca
utanacağım şeyler söyleyebilirim şimdi
ya da bırak hazır açmışken kapılarını
kalbime biraz daha temiz hava girsin

yalancıyımdır biraz ama bana inan
sarhoşken hep çok sahiciyimdir
yine fazla içmiştim bu akşam da
coşmuş kalbim,of nal gibiyim.
sağır, kör, dilsiz görünür kalbim
ama bil, ben aslında iyi biriyim

bilirim, çok kirlidir aşk sicilim
sadakat konusunda pek iddialı değilim
ama bu kez farklı olsun diye
sen denersen, ben de denerim

pek iyi olmadı şarkı, boş vereyim
gel hadi ‘ortaçgil’ dinleyelim
sıcaklığını verirken sen bana
sızayım aniden kollarında

çok düşündüm kaçarım diye ama dedim;
ne zaman anlaşmış ki kalple beyin
ve hele ne zaman düşünsem seni
yaprak gibi titriyorken kalbim

1 Kasım 2009 Pazar

ÇAĞRIŞIMLAR

Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi?

Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi?

Gecikmiş bir gizlemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı?

Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi?

Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı?

Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı?

Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı?

Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı?

Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı?
Özdemir Asaf

başlık bulmayı hiç beceremedim zaten

bu bir iç dökme yazısı olacaktı aslında ama içimi dökecek kelimeleri bulmakta zorlanıyorum..durmaksızın saçmalamak daldan dala atlamak istiyorum..bi zamanlar ata vardı annesi vardı ondan kalma bu daldan dala daldan dala lafı da..ne çabuk tükettik çok şükür yarabbi..böylelerinden koru bizi rtük..

çok fena sıkılıyorum blogcuğum cancağızım ama inanılmaz yani öyle böyle değil..uçurumu bulsam atlayacam yani o kadar..(allahtan yok buralarda uçurum falan)..

şimdi okul da bitti ben mezun da oldum ne olacak sanki şimdi..öle boş boş bekleyecek miyim? bilmiyorum vallahi ya ne yapacağımı. gitmek mi doğru olan kalmak mı karar veremedim ama bir şeyden çok eminim gitsem de kalsam da bu sıkılmalar olacak ben beni terketmediğim sürece.. ben böyle değildim okuyucu eskiden tuttuğunu koparan bir işe başladı mı sonuna kadar giden sıkılsa da bunalsa da gıkını çıkarmadan azimle ve istekle çalışan ve sonunda da başaran ama şimdi ne oldu kayışlar nerde koptu vallahi bilmiyorum..boş geliyor herşey neden o kadar uğraşayım ki diyorum bu bencillik mi yoksa başka birşey mi?

farkettim de beni sıkınıtya sokacak herşeyden kaçmışım bir süredir ama şimdi hepsi birer birer ayağıma dolanmaya başladı ve ben de tökezledim sanırım,yere fena kapaklandım dizlerim acıyo çok fena..

büyümek böyle birşey mi yoksa?! masalların gerçek olmadığını ve hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini farkedip daha çok sıkılmaya başlamak galiba..insan gerçekleri idrak etmeye başladıkça daha çok sıkılıyor ve buna büyümek diyorum ben..
ama ben büyümek istemiyorum.yine masallar olsun yine masallar yazalım istiyorum.

küçük siyah balığım ölmesin lütfen Allah'ım ölmesin. ölürse herşey daha kötü olacakmış gibi hissediyorum acaba farkında olmadan başka bir anlam mı yükledim ben ona bilmiyorum ki..ama ölmesin işte hep benle olsun beraber yaşayalım sonuna kadar..(sonun ne olduğunu bilmiyorum şimdilik) ben çok seviyorum onu,onu görmeden ona dokunmadan onu ellerimle beslemeden nasıl mutlu olurum ki ben :(

ve son olarak da çok alakasız ama bir şiir paylaşacam senle...

Her insan öldürür gene de
sevdiğini
Bu böyle bilinsin herkes tarafından,
Kiminin ters bakışından gelir ölüm,
Kiminin iltifatından,
Korkağın öpücüğünden,
Cesurun kılıcından!

Kimisi aşkını gençlikte
öldürür,
Yaşını başını almışken kimi;
Biri Şehvet'in elleriyle
boğazlar,
Birinin altındır elleri,
Yumuşak kalpli bıçak kullanır
Çünkü ceset soğur hemen.

Kimi pek az sever, kimi derinden,
Biri müşteridir, diğeri satıcı;
Kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi,
Kiminden ne bir ah, ne bir figan:
Çünkü her insan öldürür
sevdiğini,
Gene de ölmez insan.


Oscar Wilde

gidiyorum yayladan

Bu yil ciktum yaylaya
Cimena bastum karsuz
Ander kalsun yaylasi
Oda sevilmez yarsuz

Gidiyorum yayladan
Guz geldi onun icin
Her puardan su ictum
Sevdugum senun icun

Verapuskurt dagini astum aglamak ile
Belki gelursun diye
Arduma bakmak ilen

Daglarun basina bak
Kar yagdi kisina bak
Felek vurdi ayirdi
Allahun ısine bak



MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com